Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Eylül 2010 Cumartesi

Frank Rijkaard & Barcelona & Galatasaray


5 Haziran 2009 tarihinde Galatasarayımızın başına gelmesiyle hepimizde büyük sevinç uyandıran, Barcelona gibi olmak ! , Total Futbol Oynamak ! gibi beklentilere girmemizi sağlayan adam her geçen gün aşağılanmaya devam ediyor. "Evine dön" diyenlere "Ben zaten evimdeyim." diyen bir adam Frank Rijkaard. Peki bir yaz sabahında Galatasaray taraftarlarını sevince boğan bu adam her geçen gün neden bir çok kişinin kara listesine giriyor ? Bu konuda konuşabilmek için öncelikle Barcelona kariyerini inceleyebiliriz.

Hollanda Milli Takımı'na 2000 Avrupa Futbol Şampiyonası'nda oynattığı futbola rağmen, kötü geçen Rotterdam macerasının ardından 2003-2004 sezonunda yeni başkan Laporta'nın uzun zamandır başarıya aç olan Barcelona'nın başına Edmundo'yu geçirmesi çoğu cephelerden yoğun eleştiriler almıştı. Bu ve bunun gibi olaylar henüz 41 yaşındaki genç teknik adamın ne kadar baskı altına alınacağını açıkça gösteriyordu. Rijkaard'ın elinde geçen yılı 6. bitirmiş ve yeniden yapılanma içerisine giren bir takım vardı. Rüştü, Quaresma ve Ronaldinho gibi yeni yıldız transferler yapılmıştı. Lige Bilbao galibiyetiyle başlayan Barca 3 haftada 7 puan almıştı ve fena performans göstermiyordu ancak takımın ne belirli bir sistemi ne de taktiği olmadığı söyleniliyordu.

----------------Valdes----------------------

Reiziger-----Cocu------Puyol-----------Gio

----------------Xavi--------------------

--------Gerrard---------Ronaldinho----------

Luis Enrique--------------------------Saviola

-----------------Kluivert----------------------

Genelde maçlara çıktığı takım ufak değişikliklerle buna yakındı. Quaresma, Overmars, Marquez , Motta gibi oyuncularla takım destekleniyordu. Pas futbolunu oyunculara benimsetmeye çalışan Rijkaard bunu sahaya bir türlü yansıtamıyordu ve 3. haftanın ardından 4 hafta maç kazanamamasının ardından ciddi manada inişli çıkışlı bir döneme girmişti. 14. haftada Juan De Ramos'un Malagası'na 5-1 gibi ağır bir skorla kaybeden Edmundo'nun Barca'sı lider Real Madrid'in 10 puan gerisine 8. sıraya kadar gerilemişti. Oynanılan futbolun beğenilmemesi, savruk, takım görüntüsü vermeyen bir Barcelona görmek isteyen camiada çatlak seslerin başlamasına yol açmıştı. Kimilerine göre Rijkaard'ın gelmesi en başından beri hataydı. 15. hafta Nou Camp'ta Real'i konuk edecek olan Barca'nın olası bir yenilgisinde gönderileceği haberleri iyiden iyiye konuşulmaya başlanmıştı ki beklenilen olmuştu ve Barca evinde Queiroz'un Real'ine 2-1 yenilmişti. Barca bu skorla 13 puan geriye 11. sıraya kadar düşmüştü. Ancak beklenilen olmadı. Rijkaard görevine devam etti. 18. haftayı da 12 .sırada bitiren Rijkaard için bu belki de dönüm noktasıydı. Takıma Edgar Davids dahil oldu. Marquez ile Puyol ise tandemde birlikte daha sık görev almaya başladılar. Barcelona 19. haftadaki Zaragoza maçı ile bir şeylerin değiştiğinin izlenimini vermişti ancak 42 puanlı Real'in 18 puan gerisindeydiler. 2. devrenin başlaması ile birlikte gerçekten farklı bir havaya girmiş gözüken Barcelona, 21. haftadan itibaren müthiş bir seri yakaladı. 36. haftaya kadar olan 15 maçında 13 galibiyet 2 beraberlik alan Rijkaard'ın Barca'sı hem güzel futbol oynuyor hem de bir zamanlar 18 puan gerisinde kaldığı Real ile farkı sadece 1'e indiriyordu. Son 3 maçının 2'sini kaybetmesine rağmen Madrid'in de kötü performansı sayesinde 15. haftada yerden yere vurulan Barca ligi Valencia'nın ardında ikinci bitirmişti.

Yeni sezona ise ciddi bir revizyon ile başlamak istiyordu Rijkaard. Buna binaen, Kluivert, Reiziger, Quaresma, Cocu gibi oyuncuları gönderirken yerlerine Deco, Eto'o, Guily, Larrson, Belletti ve Maxi Lopez gibi oyuncular aldırmıştı. Rijkaard'ın aşısı ciddi bir şekilde tutmuştu ve takım seri galibiyetler alıyordu, oynanılan futbol, takım uyumu geçen yıla göre oldukça farklıydı.

--------------------Valdes--------------------------

Belletti-------Puyol----------Marquez------------Gio

------------------Motta(Gabri, Edmilson)------------

---------Xavi----------------------Deco------------

Guily------------------------------------------Ronnie

--------------------Eto'o----------------------------

Larrson, Slyvinho, Iniesta gibi oyuncuların da desteklenmesiyle sahaya bu şekilde çıkan Rijkaard'ın Barcası pasa dayalı futbolu oynayabileceğinin izlenimlerini açıkça gösteriyordu, keyif veriyordu. Şimdilerde gıptayla izlenilen Iniesta ise bu dönemde yavaş yavaş takıma monte edilmeye çalışılıyordu. 16 Ekim 2004 tarihindeki Katalan derbisinde Deco'nun golüyle önde olan Barcelona'da ikinci yarı yapılan oyuncu değişikliklerinde 17 yaşındaki genç Arjantinli Messi ile Iniesta birlikte oyuna giriyordu bu onun başarılarla dolu kariyerinin ilk adımıydı.


Artık başarılı günler geçiren Rijkaard o sezonu Real'in 4 ,3. Villarreal'in ise 20 puan önünde lider tamamlamıştı. 2. sezonuyla birlikte transferde söz sahibi olan ve istediği transferleri yapılan Rijkaard Etoo, Ronaldinho, Deco gibi yıldızlarla adeta şov yapıyordu. 2005-2006 sezonu ise tam anlamıyla muhteşemdi. La Liga'yı Real'in önünde 12 puan farkla şampiyon tamamlayan Barca, Real Madrid'i Bernabeu'da şov yaparak 3-0 yeniyor, Arsenal'i ise final maçında devirip Şampiyonlar Ligi'ni alıyordu. 2006-2007 sezonunda ise La Liga şampiyonluğunu aynı puanda bitirmelerine rağmen Madrid'e veriyordu.

Rijkaard'ın Barcelona kariyerini elimden geldiğince analiz etmeye çalıştım ve ortaya çıkan tablo bu. Kötü geçen ilk sezonun ardından istediği bölgelere yapılan transferlerle nasıl bir gelişim ortaya çıkardığı açıkça ortada. Messi, Inıesta, Krkic vs gibi yıldızların da kendisini göstermesinde Rijkaard'ın büyük payı olduğu da yadsınamaz bir gerçek.

Bir kıyas yapacak olursak ;

-----------------------Leo-------------------------

Sabri----------Servet------Gökhan(Neill)---------Balta

--------------Topal-----------------Sarp(Elano)------------------

Keita(Gio)-----------------Arda(Elano)----------------Kewell(Arda)

-------------------Baros(Jo)------------------------------

Geçen sezonun genelini, bu ve bunun benzeri bir kadroyla tamamladık. Baros ve Kewell'ın sakatlıkları zaten bizi başarısızlığa iten nedenlerin başında geliyordu ancak, özellikle defans ve ofans bloğunda basan, ileri geri koşan, tekniği yüksek bir oyuncu eksiğimiz de bizim geçen yılki en önemli sorunlarımızdan biriydi. Elano bu görevi bir iki maç haricinde beceremedi. Ayhan ve Sarp'ın ise kotardığı maçlar sayılıdır. Sonuç olarak bu gibi eksiklikleri biz gördüysek Rijkaard da görmüştür bana göre ve Barcelona kariyerinde olduğu gibi gidecek ve kalacak oyuncular yönünde bir liste vermiştir. Barcelona kariyerinde ilk senenin ardından yaptığı revizyon ve oynanan futboldaki değişim açıkça ortada. Bizde ise ne yapıldı. Tamamıyla plansız bir program dahilinde hareket edilip sorunlar çözülemedi aksine sorunlar arttı. Servet'in iyi stoper olmasına rağmen Servetle olmayacağı açıkça görülmesine rağmen o bölgeye Ömer Toprak gibi, Serdar Kesimal gibi bir adam alınmadı. Sağ bek yedeğimiz Uğur gönderilirken o bölge doldurulmadı. Bunların hepsini geçtim, geçen yıl fazlasıyla sıkıntı çektiğimiz forvet bölgesine, ve blokları birbirine bağlayacak, çift yönlü çalışacak oyuncu konumuna kimse alınmadı. Adnan Polat :"Biz forvet alalım dedik. Rijkard istemedi." şeklinde bir açıklama yaptı açıkçası ben bu açıklamayı eksik buluyorum. Bana göre bir tercih yapılması istenilmiştir ve tercih sol bek yönünde olmuştur.

Sonuç olarak ;

-----------------------Ufuk----------------------------------

Sabri-------------Neill---------Servet-----------------Insua

--------------Cana-------------------Ayhan----------------

Pino----------------------Miso------------------------Arda

------------------------Baros--------------------------------

Elimizde şu an olan kadro bu. Geçen yıla göre kıyaslarsak kalite olarak çok farklı diyebilir miyiz ? Hayır. Ancak kesin transfer isteyen bölgelere ve kadro derinliği açısından gerekli alanlara transfer yapılmadığını görüyoruz. 3 yıldır devam eden sakatlık sorununa 3 yıl sonra sağlık ekibini değiştirerek ancak bir müdahale yapan yönetimin bu konudaki etkisini ise konuşmak bile istemiyorum. Eksik olan kadro derinliği yüzünden ne kadar sıkıntı çektiğimiz de açıkça görüldü.

Anlatmak istediğim Rijkaard'ın istedikleri yapıldığı zaman neler yapabildiği burada açıkça görülüyor. Biz tabii ki Barcelona kadar ciddi gelirlere sahip bir kulüp değiliz ancak hocanın istediği işler minimum düzeyde bile yapılamıyorsa ve kadro derinliği sağlanamıyorsa sahada oynanılan futbol kötü olduğunda da " Rijkaard go home" demek ne kadar mantıklıdır siz söyleyin ?

Hocanın isteklerini yerine getirirsiniz. [B][U]Zamanında[/U][/B] istediği transferleri yaparsınız, o ise istediğiniz, görmek istediğiniz futbolu oynatamaz o zaman lafınızı edersiniz. Total futbol oynamasını beklediğimiz, Rijkaard'ın bunu başarabilmesi için ona ne kadar yardım edildi ? Şimdi tarihte ödenilmeyen paralar ödenildi diyebilirsiniz ancak hepimiz biliyoruzki çoğu transfer istenilen adamlar olmadığından günü kurtarmak amacıyla yapıldı. Diğer takımların hocalarının istediği takımlar 1 Temmuz'da ellerindeyken Rijkaard'ın 1 Eylül'de elinde sakat futbolcuların çok olduğu, transferlerin yeni geldiği bir takım vardı. Örneğin Aykut Kocaman'a verilen imkanlar Rijkaard'a verilseydi sizce durum yine böyle mi olurdu ? Önce bunu sorgulamak gerek ve bunlara göre bir takım eleştiriler yapmak gerek. Eğer birşeyleri bekliyorsak ve olmasını istiyorsak hocamızın arkasında durmalıyız. Bugün Daum'u takımın başına getirsek belki direk kafaya oynatır ancak gelecek anlamında bize ne verebilir ? Bunları da düşünmeliyiz ve bana göre hocamızın arkasında durmalıyız.

Ek olarak; Barcelona'da yaptı diye burada da kesin yapar diye bir kaide yok diyenler çıkabilir. Ben elimden geldiğince olan durumları kıyaslamaya çalıştım ve ortaya bu tip farklar çıkıyor. Gerisi sizin yorumunuz. Ben hocamızın arkasında olmak, onun direktiflerini yerine getirmeyen yönetimin ise karşısında olacağım. Hep dediğim gibi Rijkaard'ı getirebilmek ne kadar büyük vizyon ise , onun isteklerini yerine getirmemek de o kadar büyük vizyonsuzluktur.

Saygılar.

25 Eylül 2009 Cuma

Haftanın Takımı:Galatasaray...

Team: Galatasaray AŞ
"Hats off to Frank Rijkaard's Galatasaray who are enjoying their best ever start to a domestic campaign having won all six of their Süper Lig games and averaging 3.16 goals per match. While the leaders have raced out of the blocks, the story is rather different at champions and Istanbul rivals Beşiktaş JK, who have scored just three goals in their six games and have not found the net in 372 minutes."

Uefa'nın resmi sitesi haftanın yıldızlarını belirlemiş haftanın oyuncusu Raul, haftanın maçı Manchester derbisi, haftanın golü ise Niang'ın golü seçilmiş. Haftanın takımı ise Türk kamuoyunun hala beğenmediği Galatasaray olmuş. Avrupa en iyi takım seçiyor ama Türk yorumcularına gene yaranılmaz. Galatasaray'dan bahsedilirken Rijkaardla birlikte tarihlerindeki en iyi başlangıcı yapan Galatasaray'ın 3.16 gibi yüksek bir gol ortalamasıyla oynadığından söz ediliyor. Diğer yandan tezat bir durumun Beşiktaşta yaşandığı ve Beşiktaş'ın sadece 3 gol atabildiği 372 dakikadır ise gol yüzü görmediği belirtiliyor.

Teşekkürler Galatasaray. Bizi yine yeniden gururlandırdığın için...

24 Eylül 2009 Perşembe

Linderoth İyileşti!!!


Dün akşam takımla idmana çıkmış. Dileriz bu son sakatlığı olur ve Galatasaray'ın o bölgedeki sorunlarını kökünden çözer...

30 Ağustos 2009 Pazar

Hayırlısı Olsun...

"Sözleşmemin bitmesine bir yıl kala eve dönüşü düşünme zamanın yaklaşmaya başladığını, ülkem İsveç ya da Danimarka'ya geri dönme imkanının mümkün olabileceğini düşünüyorum”

28 Ağustos 2009 Cuma

UEFA AVRUPA LİGİNDEYİZ...

Maç hakkında söylenecek çok şey yok aslında. Leo Franco hariç Elano'nun hazır olmadığını düşünürsek yedek takımla çıktık. Neredeyse üçüncü takım vardı sahada. Yine de total futboldan birtakım izlenimler vardı sahada. Alpaslan'ın getirdiği topta güzel paslaşmanın sonucunda Barış topu ezmeseydi harika bir gol atacaktı Galatasaray. Yine Serdar biraz becerikli olsa Nonda da fantezi denemese ilk yarı farklı biterdi ama olmadı. Keşke yenseydik tabii ki ama rahatlık diyelim. Ama dikkat edilmesi gereken bir nokta var takım sonlara doğru oyundan çok düştü. Kaçıncı takım olursa olsun bu olmamalı. Frank'ın öğrencileri önlerindeki ilk engeli ortadan kaldırdı sıra gruplarda dileriz çok zorlayacak bir kura çıkmaz da rahat devam eder yoluna Galatasaray.

Başarılar Rijkaard, Neeskens ve öğrencileri...

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Güle Güle Volkan Yaman...

Geldiğinde Orhan Ak'ın yerine alındığı için bayağı sevinmiştim. Hele ilk resmi maçlarında üst üste 2 tane frikik golü atınca yeni Carlosumuz gibi yakıştırmalar yapılıyordu. Daha sonra Hakan Balta neden alındı falan diye de düşünmüştüm hatta. Sonuç olarak ilk izlenimlerim tamamen tersine çıktı ve Volkan Yaman futbolunu geliştiremedi aksine geriledi Galatasarayda. Elinden geleni yaptı çok çalıştı ama olmadı Galatasaray forması bir boy büyük geldi Volkan'a. Eskişehirspor resmi internet sitesinden duyuruldu bu gece Eskişehir'e gidiyormuş Volkan. Sanırım artık Caner Erkin transferi de biter ve açıklanır. Herşey için teşekkürler Volkan adam gibi adam olarak geldin adam gibi adam olarak gidiyorsun keşke tüm futbolcularımız senin gibi olsa. Tabii ki dilerim takımındaki Ümit abin gibi açıklamalar yapmazsın şimdi...

Yolun açık olsun...

METİN OKTAY...

Hani derler ya kelimeler kifayetsiz diye... Küçüklüğünden beri Galatasaray'a gönül vermiş bir kişi için onu anlatmaya kelimeler bulmak gerçekten kifayetsiz. Bir futbolcu takımına en fazla neler verebilir diye sorsa biri bana ona direk Metin Oktay'ın hayatını incelemesini söylerim. Ne kadar biz canlı olarak izleyemesek de göremesek de harika bir insan olduğunun harika bir futbolcu olduğunun aksini iddaa edecek birini görmedim henüz. Dünya'nın kaç tane takımı 50 yıl önce oynamış futbolcusu için hala tezahürat yapıyordur kimbilir? Futbol tarihindeki kaç tane futbolcu kendisini bu kadar sevdirmiştir kimbilir? Elimden geldiğince Metin Oktay'ın yaptıklarını incelemeye çalıştım ve bunu sizlerle paylaşmak istiyorum:

1954 yılında Yün Mensucat takımından İzmirspor'a transfer olan Metin Oktay aynı sezon 45 gole imza atarak İzmir Profesyonel Ligi'nde gol krallığını ilan etti. Böylece Metin Oktay'ın gol krallığı dönemi başlamış oldu. 1955 yılında Gündüz Kılıç, Metin Oktay'ı 5 yıllık sözleşme karşılığında Chevrolet marka bir otomobil vererek sarı kırmızılı renklere bağladı.

Galatasaray'da oynamaya başladığında henüz 19 yaşındaydı. Fakat genç yaşına rağmen Galatasaray camiasına çabuk ısındı ve daha ilk sezonunda 19 gol atarak İstanbul Ligi gol kralı oldu. Bu sezonda Galatasaray İstanbul Ligi'nde şampiyon oldu. Arada 1961-62 sezonunu İtalya'nın Palermo takımında geçiren Metin Oktay, 1969 yılına kadar Galatasaray forması giydi.

Futbol hayatı boyunca Türkiye Ligi'nde 10 kez gol kralı oldu ve 217 gollük bir rekora imza attı. Ayrıca, 1962-63 sezonunda 26 maçta attığı 38 golle bir sezonda en fazla gol rekorunu kırdı. Bu rekor 1987-88'de 39 golle Tanju Çolak tarafından kırıldı.

Metin Oktay derbi maçlarının da büyük golcüsüydü. Fenerbahçe'ye tam 18 gol atan Metin Oktay, Beşiktaş'a da 32 gol attı.

Türk Futbol Tarihine ağları delen ilk futbolcu olarak geçti.

Transfer döneminde İzmirspor'un o gün için büyük bir tutar olan 30.000 TL'lik transfer teklifini, İzmir'e geri dönmek isteyen nişanlısının ısrarlarına rağmen, reddederek çok sevdiği kulübünde kaldı ve bu nedenle nişanlısından ayrıldı.

Futbol yeteneğinin yanı sıra beyefendiliği ve centilmenliğiyle taraflı tarafsız herkes tarafından sevilen, tüm futbol kariyeri boyunca sadece 1 kez kırmızı kart gören ve 36 kez A Milli Takım'da oynayan Metin Oktay bu formayla da 19 gol attı. Hayranlarınca daha çok 'Taçsız Kral' olarak anılan efsanevi oyuncu, Türk futbol tarihinde pek çok rekor kırdı:

  • En çok gol atan oyuncu (632),
  • Birkaç sezon aralıksız en çok gol atan oyuncu (11),
  • Tek sezonda en çok gol atan oyuncu (38),
  • Uluslararası bir müsabakada en çok gol atan Türk oyuncusu (19).

Taçsız Kral 1968-69 sezonunda futbola veda etti. Metin Oktay, futbolu bıraktıktan sonra yine futbolla ilgili çeşitli işler yaptı. 1969-70 sezonunda teknik direktör Toma Kaleperovic'in yardımcısıydı. Sarı Kırmızılı kulüpte yönetici ve menajer olarak görev yapan Metin Oktay'ın son görevi Milliyet gazetesi spor yazarlığı idi. Oktay, Galatasaray ve Bursaspor'da teknik adam olarak da görev yapmıştı. 13 Eylül 1991'de bir trafik kazası sonucu vefat eden Metin Oktay, Galatasaray Spor Klubü' nün efsaneleşmiş golcülerinden biridir. İsmi ölümünden sonra Galatasaray Spor Klubü'nün Florya'daki tesislerine verilmiştir

Bu tabii ki sadece görünen tarihi Metin Oktay'ın oysa daha bir çok şey kazanmış Galatasaray onun sayesinde. Ünlü futbol adamlarının söylemiş oldukları bunu açıkça ortaya koyuyor:

Orhan Ayhan (Zamanın spor spikeri ve gazeteci) : " Metin Oktay Galatasaray için inanın bir milattır. Sarı Kırmızlı takım çok büyük problemler yaşıyordu daha doğrusu halka mal olmamıştı. Metin Oktay'ın o nefis golleri, harika futbolu sahneye çıktıktan sonra, o bütün gazetelerin manşetlerinde yer almaya başladıktan sonra ve de sinemalarda Metin'in golleri seyredilmeye başlandıktan sonra tribünler tıklım tıklım dolmaya başladı ben de anlattığım maçlardan çok daha büyük heyecan duymaya başladım. E böyle bir adam sevilmeyecekte kim sevilecek? O sıralarda doğan çocukların büyük bir bölümüne inanın bana Metin ismi verilirdi.

Orhan Koloğlu (Gazeteci-Tarihçi) : " Metin'in gelmesi Anadolu'nun bütün insanlarını Galatasaray'a çeken bir unsur oldu. O zamanki anlayışla Galatasaray Lisesi çok takdir gören bir kurumdu şimdiki üniversiteye eşdeğerdi bu yüzden oranın yaptığı iyidir deniliyordu ama kendi içinden değil de dışarıdan gelen birisi ona çok daha büyük bir katkı yapıyordu bu gerçekten müthiş bir şeydi.

Bülent Eken (Eski Galatasaraylı futbolcu) : " Metin Türk futbolunda seyirciyi büyüten kişi olmuştur. İlkidir de. Tabii ki ondan sonra da gelenler oldu ama ilkidir ve en büyüğüdür.

Adnan Polat : " Ben Mecidiyeköyde Camspor diye bir takımda futbol oynuyordum. Şu an Alisamiyen'in orda mağazaların olduğu tarafta bir saha vardı biz kömürlü saha derdik oraya.Biz orda futbol oynardık. Metin Abi de oraya gelirdi çıktığında bizi izlerdi gelip bize hareketler gösterirdi .Tabii ki o sıralarda sadece Galatasaray değil tüm Türkiye Metin Oktay'a hayrandı. Bizim Metin Ağabey'e olan hayranlığımızdan Galatasaraylılığımız öne geçti yoksa düşünebiliyor musunuz ailem Beşiktaşlı, Beşiktaş semtinde oturuyorum bense deli bir Galatasaraylıyım. Bu Metin Ağabey'e olan sevgimden kaynaklandı. Beni Galatasaraylı yapan odur.

Reha Eken (Eski Galatasaraylı Futbolcu) : " Valla Metin Oktay'ın nasıl bir insan olduğunu tarif etmeye benim lisanım yetmez. Mükemmel bir çocuk, mükemmel bir Galatasaraylı, dünya iyisi bir kardeş. Metin Oktay geldiği zaman aynı mevkideydik. Galatasaray tarihinde 4-5 tane çok büyük santrafor oynamıştır ama hiçbiri ben de dahil Metin Oktayla kıyaslanamayız.

Doğan Koloğlu ( Eski Futbolcu - Gazeteci) : " Bir kere Fenerbahçe maçıydı İnönü Stad'ında oynanacaktı yanılmıyorsam. Santrafla hırlaştı ve kasti olarak vurdu. Sonra Fenerbahçe tribünleri Metin aleyhine küfre başladı. Metin tribüne dönüp eliyle öpücük gönderdi ve yeter anlamında ellerini kaldırdı, hatasını kabul etti ve Fenerbahçe taraftarından alkış aldı.

Daha neler neler var aslında. Herkesin söylediği gibi Metin Oktay Türkiye'ye mal olmuştu belki de Türk insanının futbola bu kadar bağlanma sebebi olmuştu. Teşekkürler Metin Oktay herşey için teşekkürler ne kadar yıllar geçerse geçsin kimse senin yerini alamaz kimse senin kadar sevdiremez kendini bizlere. Sen rahat uyu mezarında biz seni şarkılarımızla türkülerimizle marşlarımızla Galatasaraylılığımızla yaşatmaya devam edeceğiz.

Saygılar...


17 Ağustos 2009 Pazartesi

Teşekkürler Galatasaray...

Maç başlamadan önce açıkçası farklı galip geleceğimiz sıradan bir maç olarak düşünüyordum bu maçı. Tabii ki heyecan yaratacak Elano vardı orası ayrı ama tribüne çıktığımda ısınan futbolcular arasında onu göremeyince ve hayal kırıklığına uğrayınca iyice sıradan olacağını düşündüm maçın. Ama Rijkaard bu farklı bir yüz getirmiş maça. Anons edilen ik 11’i duyunca bir an irkildim küçümsemeye gelmez sonuçta lig maçı dedim ama yine de içimde bir güven vardı Rijkaard’a karşı.

Neyse böyle düşünürken başladı maç. Kalede Franco defans dörtlüsü Uğur, Emreler ve Volkan önde Mustafa, Barış ve Arda ileri üçlüde ise Keita Kewell ve Baros vardı. İlk yarı genellikle sağ kanattan Keita ile akınlar denemeye çalıştık ama pozisyonlar biraz da Keita’nın bencilliğine kurban gittİ. Keita’nın bu futbolundan dolayı ilk yarı total futbolun bazı gereklerinden uzaktık. Ama topu ileri taşımamızdaki hız va çabukluk gittikçe belirginleşmeye başlamış bu açıkça görülüyordu. Tek yavaşlama Volkan’ın bölgesinde gözüküyordu hamleleri pasları oldukça yavaştı takıma göre. Nitekim yine de pozisyonlar bulduk özellikle Baros ve Barışla eğer biraz şanslı olsaydık maç ilk yarıdan kopabilirdi derken son dakikalara yaklaşırken Barış’ın yine kendisini çalım ustası zannetmesinden dolayı topu kaptırması ve devamında Volkan’ın Bangoura’ya ilk müdahalede yavaş kalması yine devamında Emre Güngör’ün yaptığı kademe hatası ve Leo Franco’nun çıkmamasından dolayı yediğimiz ilk atakta topu ağlarımızda gördük. İşte o an medya için önemli bir andı herkes maç böyle biterse diye düşünmeye başladı çünkü böyle biterse Rijkaard’a saldırmaya başlayacaklardı. Başlıkları bile düşünmeye başlamışlardı belki de derken Caner yetişti imdadımıza ve Keita’nın ortasında topa koluyla dokunarak penaltı kazandırdı. Son saniyede kazanılan bu penaltı ekmeğimize yağ sürdü açıkçası bir takım için olabilecek en kötü şeylerden biri 45.dakikada gol yemektir. Usta penaltıcımız Kewell her zamanki sakinliği, ağırbaşlılığıyla attı golünü. (Bu arada Deniz Çoban görmedi mi bilmiyorum ama penaltıda kural ihlali vardı yaklaşık 5 oyuncu cezasahasına girmişti)

İlk yarı böyle sonuçlandı fırtına öncesi sessizlik gibiydi adeta öyle de oldu. Keita ilk yarıdaki görüntüsünden uzaktı daha çok paslaşmaya yönelik oynuyordu Arda ve Kewell daha hareketliydi Uğur da iyi bindirmeler yapıyordu derken bu yılki en önemli artılarımızdan biri olan duran toptan bir gol daha bulduk. Hep söylediğim bir şey vardır Arda’ya korner kullandırmaktansa ceza sahasına sokmak her zaman daha avantajlı çünkü ne zaman ceza sahasına girse tehlike yaratıyor Elano geldiğinde Kewellla ikisi ceza sahasına girecektir ve daha çok gol şansı olacaktır bizim için. Kewell’ın ortasında aralardan vurdu kafayı Arda önce Baros’a çarptı daha sonra kaleciye ağlarla buluştu. Golü kime veririz tartışılır ama ilk vuruşu yapan Arda olduğu için Arda’ya yazılması doğru bence. Golün ardından Hakan Balta girdi oyuna Volkan yerine. İçimden bir ses diyor ki bu Volkan’ın son maçıydı. Son kere o duyguyu tattırmak istedi Rijkaard ona. Neyse ataklarımız kesilmiyordu. Müthiş bir hücum gücümüz vardı çünkü top kime gelse tehlike yaratıyordu derken Keita aldı Barışla verkaç yapayım derken kendini yerde buldu ve yine penaltı. Barış ben atcam Keita ben atcam derken Kaptan geldi Kewell’a bırakın dedi. Helal olsun sana Kaptan bu hareketin senin kaptanlığı ne kadar hakettiğini gösterir dileriz böyle devam edersin. Soğukkanlı oz büyücümüz için bu golü atmak da zor olmadı. Artık iyice rahatlamıştık oyuna da Barış yerine Ayhan girdi ve pas yüzdemiz arttı bu değişiklikle. Bu arada Ayhan’a bir parantez açmak istiyorum yaşayan bir efsanedir Ayhan. Kendini her geçen yıl o kadar geliştiriyor ki girdikten sonra yaptığı birkaç hareket ya da attığı akıllı paslar bile bunu göstermeye yeter. Bravo Ayhan böyle devam et. oyuna da Barış yerine Ayhan girdi ve pas yüzdemiz arttı bu değişiklikle. Bu arada Ayhan’a bir parantez açmak istiyorum yaşayan bir efsanedir Ayhan. Kendini her geçen yıl o kadar geliştiriyor ki girdikten sonra yaptığı birkaç hareket ya da attığı akıllı paslar bile bunu göstermeye yeter. Bravo Ayhan böyle devam et. Galatasaray atakları ve presi bu golle de durmak bilmedi Denizlispor yarısahasında yapılan pres sonucu Kewell kaptı topu Keita’ya güzel bir arapası verdi Keita Baros’a çıkaracak ve Kral’ımız siftah yapacak ligde derken Burak işimizi bozdu ve kendi kalesine attı topu. Bu gole Keita cidden üzüldü sanki ve bu çok mutluluk verici bir şey Baros da arkadaşının üzüntüsünü anladı ve yanına gidip sarıldı ona. Gerçekten bir çok böyle örnek vardı maçta çok güzel bir dostluk var takımda çok güzel bir arkadaşlık var. Ataklarımız devam etti ama başka gol bulamadık hele Baros’un kaçırdığı neydi öyle ama sağlık olsun diyelim stres içinde adam doğacak çocuğuna odaklanmış belli ki.

Genel olarak maça bakarsak 90 dakika boyunca hücum eden bir Galatasaray vardı. Zaten bu hücum gücüne karşı koyabilecek çok takım yok Süper Ligde. Bu yüzden asıl yapmamız gereken oynanmaya çalışılan sisteme biraz daha adapte olmaya çalışmak. Tek pas oynamaya dikine oynamaya daha da alışmak. Bu futbolun üstüne koyulabilecek çok şey var en basitinden Elano hala solumadı Galatasaray formasını. Rijkaard zaten bunların farkında ve ne zaman ne yapması gerektiğini çok iyi biliyor her gün Galatasaray taraftarı ve camiası daha çok inanıyor ona daha çok güveniyor. Tüylerimizin diken diken olacağı günler yakındır gibime geliyor. Avrupa maçlarından sonra mutluluktan ağladığımız günler yakındır gibime geliyor. Tüm dünyaya Galatasaray adını duyurmak yakındır gibime geliyor. Avrupa’da bir kupa kaldırmak yakındır gibime geliyor. Kısacası tüm dünyanın söz edeceği, Galatasaray camiasının gururla söz edeceği, bize yeni yeni başarılar tattırabilecek olan takım hızla çıkıyor başarı basamaklarını.

Teşekkürler Rijkaard. Teşekkürler Neeskens, Puyol, Cuadrat, Arda, Keita, Kewell, Haldun Üstünel, Adnan Polat… Tüm Galatasaray camiasına teşekkürler siz böyle oldukça biz de her zaman yanınızdayız. Hiç kimse ne sizi ne de Galatasarayımızı karalayamaz biz arkanızda olduktan sonra merak etmeyin.

11 Ağustos 2009 Salı

NOSTALJİ..

Yıllar sonra böyle bir kadro kurulmuşken hangimizin aklından geçirmiyor ki tarihin tekerrür etmesini. Mutluluk gözyaşları tüylerin diken diken olması çok şey yaşıyor insan bu dakikaları tekrar tekrar izleyince. Hani diyorlar ya bir uefa kupası aldılar diye merak ediyorum bunu diyenler aynı duyguları yaşamıyorlar mı bu dakikaları seyrederken. 7 tane türk vardı sahada bu maçta ve bu kupada yabancılar kadar türklerin de katkısı vardı. Dileriz o günler geri gelir ve tarih tekerrür eder. Teşekkürler Galatasaray bize bu mutlulukları yaşattığın ve yaşatacağın için...

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Gaziantepspor - Galatasaray

Sessiz sedasız ilerlemeye devam ediyor Galatasaray ileride neler olacağını belli etmemeye futbol dünyasını korkutmamaya çalışıyor ama her geçen gün o kadar çok şey katıyor ki futboluna. Sonuç iyi üç puan ve bu 5. resmi maç. Kimileri skora aldanıp Netanya maçında daha iyiydi Galatasaray diyebilir ama bana göre dün gece daha iyiydi. Çünkü yapmak istediklerini becerebilmeye günden güne alışıyor Galatasaray.

Oyun çok hızlı başladı. Antep teknik direktörü kanattan devşirme iki futbolcuyu (Olcan ve Mehmet Yozgatlı) beklerde başlattı. Tüm medya aynı şeyi söylüyor bunu bir türk teknik adam yapsa şu an kovulmuştu. Çok doğru ama bu türk futbolu adına atılmış önemli bir adım bana göre. Serdar Kurtuluş neden oynamadı ve bilmiyorum orası ayrı sakattı sanırım ya da hazır değildi ama Galatasaray gibi bir rakip karşısında stoperinden değilde winger adamından bek oyuncusu yapmaya çalışıyorsan korkmadığını göstermiş olursun. Tabii ki ilk golde bu bek mevzusu başına iş açtı Antep’in ve yedi golü. Olcan yerine başka bir oyuncu olsa o kadar rahat olmazdı Baros o pozisyonda ancak maçın genelinde Olcan’ın hücuma yaptığı katkıya bakarsak çokta yanlış bir tercih olmamış. Arda’nın attığı gol tam bir 4-3-3 golüydü çizgiye kadar in penaltı noktasına doğru yerden pas at ve… Netanya maçlarında bunun örnekleri daha çoktu Galatasaray gittikçe alışıyor bu sisteme. Golle birlikte Galatasaray akınları devam etti ve yıllar boyu kanayan yaramız olan duran toptan ikinci gol geldi. Bu sene şu ana kadar 5 yaptı Galatasaray ve belki de geçen yıl attıklarının yarısı kadar duran toptan gol buldular. Bu önemli bir ilerleme. Ayrıca Mustafa Sarp’ın gol atması da beni ayrıca sevindirdi Mehmet Güven’den sonra bu adam ilaç gibi oldu yedek ön libero konusunda.

2-0’dan sonra biraz duraksadı maç. Antep de o aralar pozisyonlar buluyordu tabii ki Tabata Beto ve Julio. Bu adamlar çok can yakar bu sene. Üçü de teknik ve süratli adamlar, mental açıdan da oldukça iyiler. Bir anadolu takımına göre gerçekten üstdüzey oyuncular. Bu üçlü Galatasarayı zorlamaya başladı ve sonuçta mükemmel bir gol geldi. Dünyada bu topu tutacak kaleci yoktur herhalde. Julio’yu izlerken birçok yetenek gördüm o adamda hızlı teknik güçlü iyi de şut çekiyor daha ne olsun! Devamında ilk devre sonuna kadar oyun duraksadı biraz.

İkinci yarı ise sanırım sıcaktan ve kondüsyon eksikliğinden dolayı ilk yarıdaki tempo bir türlü yakalanamadı. Muratı sağ beke koyup Mehmet’i çıkardı oyundan Cocueiro ve forveti çiftledi. Çok işe yaradı mı hayır ama ilerde daha fazla gözüktü Antep. Galatasaray ise istediklerini yapamamaya başladı nitekim kanatlara hiç inemedi nerdeyse hele Keita çıktıktan sonra. Takım alışık değil ya da yorgun diyelim ancak ilerdeki maçlarda kesinlikle oyunun yoğunluğunu kanatlara bindirmeli Galatasaray çok yetenekli adamlar var çünkü. Arda tamamıyla takımın lideriydi hele o kendi başına yakaladığı pozisyonda da atsa golünü çok daha güzel olacaktı ama bana göre topu sağa çekip kesme denemesi en doğrusuydu diğer yandan tek eksiği defansa yeterince yardım etmedi onu da normal karşılayalım bu sıcakta 3 günde bir maç! Sonlara doğru maç böyle bitecek derken yine Arda çıktı sahneye Ayhan’a verdi tekrar Ayhan’dan güzel bir pas aldı. 80. Dakikada 60 metre depar attı ve Nonda’ya alda at dedi. Nonda da güzel bir vuruşla attı golünü onda da ilerleme var çünkü geçen yılın sonları olsa onu bile atamazdı bence. Daha sonra ise Antep’in penaltısı. Bir Sabri klasiği. Bir futbolcu hakkında klasiği derken hep iyi şeylerden bahsedilir ama Sabri’de böyle olmuyor nasıl olsun o nasıl bir uçuştur uçan tekme atacak sanki adama! Gereksiz bir penaltı ve iki kerede atılan gol. (Bir lafımda Bünyamin Gezer’e ilki hatalıydı ikincisi de hatalıydı ya ilkinden sonra tekrar ettirme ya da bidaha tekrar ettir ayrıca bu nasıl bir hakemdir zaten anlamak güç oyuncu oyundan çıkacak sanki barlardaki gibi bodyguard adam vücudunu futbolcunun önüne koyuyur sana ne kardeşim istediği yerden çıksın!)

Maç bu golle bitti ve 3 puanla başladı Galatasaray geleneği bozmadı. Genel olarak baktığımda pas koordinasyonu bakımından daha kötü bir Galatasaray gördüm Servet bu ayağa pas olayını biraz daha başarmaya çalışmalı komik ama Gökhan’ı örnek almalı bu konuda. Sabri ne kadar saçma sapan bir hareket yapsa da bence iyiydi özellikle diğer kanattaki Hakan’a göre. Hakan Balta böyle bir adam değil belki de en güvendiğim adamlardan biriama dün çok kötüydü kendine çeki düzen vermeli. Mustafa Sarp yeteneği kısıtlı adam ama elinden geleni yaptı. Ayhan bildiğimiz Ayhan yaşlandıkça daha iyiye gidiyor. Keita ve Aydın’a gelince Aydın tutuktu ama önünde uzun bir yol var daha bugün Kewell’dan formayı kapabilmesi Rijkaard’ın ona güvenini gösterir. Keita ise çok iyiydi tam takım olunca kendisini daha da gösterecektir. Baros çocuğunu düşünüyor sanırım futbola odaklanamamış hala bir ay sabretcez artık. Kewell girdikten sonra çok kötüydü her topu ezdi onu da çok kişi olarak hücuma çıkamamıza bağlıyorum. Kaptana diyecek söz yok zaten zamanla daha da iyi olacak inşallah.

Antepte ise dediğim gibi ileri üçlü harikaydı. Defansın ortası hızlı ve güçlü adamlardan oluşuyor ama çok kademe hataları var ve mental olarak zayıflar. Murat Ceylan geçen seneki performansından aşağıdaydı. Olcan elinden geleni yaptı iyi bir hücumcu bek olabilir ama tabii ki onun asıl işi top tutmak gerektiğinde girsin oyuna zaman geçirsin. Zurita ilginç bir adam çok iyi oyun kuruyor ön libero olarak ancak bir önliberonun gerektirdiği mücadele gücü ve hırs yok. Kaleciler de genel olarak fena değildi.

Sonuç olarak haftanın belki de en güzel en heyecanlı maçıydı karşılıklı goller ve sıcağa rağmen mücadele. İki takım da çok iyi yoldalar 5 hafta sonra özellikle ağırlıklarını hissettirirler. Antep forvet arıyor sanırım yedek yapacaklar. Bence en önemli handikapları defansları o iki adamla gitmez stoper mevkisi. Bu arada teknik direktörleri de Mourinho’nun kankası stilleri çok benziyor. İlk 5’te olabilecek anadolu takımlarından biri Antep. Galatasaray’ın ise hala zamana ihtiyacı var bir stoper ve Elano ile bu takım uçar. Ama alışmaları lazım ve bunun için de 2 aylık bir süre lazım dileriz bu evreyi en iyi şekilde atlatır.

Saygılar..

1 Ağustos 2009 Cumartesi

"SUSAMIŞLIK VE BAŞARI" GELİYORUZ!!!

Herşey Ali Sami Yendeki o geceyle başlamıştı. Küme düşeceği belki de o zamandan belli olan Körfez ekibi Galatasarayımızı kendi mabedimizde 5lemişti. Bugünün ilk adımı belki de o zaman atılmıştı. O an herşeye karar verilmişti belki de artık amaç günü kurtarmak olmayacaktı amaç geleceği kurtarmak olacaktı ve gidipte yabancı bir teknik direktörle anlaşmak yerine belki de gelecekte iyi bir tecrübe kazandıktan sonra takımın başına gelmesi planlanan büyük kaptanla anlaşılmıştı. Bülent Hoca’nın gelişinden sonra bir türlü dikiş tutturamadık ve hepimiz belki de bu günlerin gelmesini bekliyorduk. Sezonu ummadığımız bir yerde bitirdik en kötüsü de buydu belki ama birşeyler ters gitmişti bu yıl gerçekten ya da hiçbirşey doğru gitmemişti diyelim. Ama belki de bu yeni bir başlangıcın ayak sesleriydi.
5 Haziran günü açıklandı kıvırcık saçlı futbol ustasının Florya’nın tek patronu olacağı. Sevindirici haber bununla bitmiyordu artık tüm dünyanın tanıdığı bir teknik direktörümüzün yanında yine tüm dünyanın tanıdığı asistanımız ve fizyoterapistlerimiz vardı. Derwallden sonra klübümüzde ikinci bir efsane vardı artık. İstanbul’a gelişine ilk antrenmanına çıkana kadar belki de kimse inanmıyordu onun Galatasarayımıza geldiğine (ben dahil). Galatasaray’a gelişiyle tüm camiayı inanılmaz sevindirmişti. Kötü bir dönem yaşayanlar buluşmuştu belki de.
Galatasaray ve Rijkaard.. Birisi herkesin favorisi olmasına rağmen ligi umduğundan çok geride bitirmiş, türkiye kupasında erkenden elenmiş ve Avrupa’da gönüllerimizin favorisi olmasına rağmen şanssızlıkla elenmişti. Diğeri ise dünyanın en büyük takımından (!) gönderildikten sonra hayatında çalkantılı bir döneme girmiş ve kendisini uzun zamandır toparlayamamıştı. İkisini de bu durumlarından kurtaracak tek şey vardı o da futbol. Nihayet buluştular ve yola birlikte en güzel şekilde başladılar. Yeni bir sistem yeni bir kadro yeni bir teknik heyet yeni bir taraftar kısacası yeni bir camia vardı artık. Tek amaçları Galatasaray olan başarı olan yeni bir camia. Bunu Kazak temsilcisine karşı oynadığımız ikinci maçta fazlasıyla görüyorduk tek yürektik mabedimizde. O gün statta çok iyi bir futbol izleyemedim ama birbirine kenetlenmiş müthiş bir camia gördüm. Daha 19una yeni basmış bir çocuk taraftarı önündeki ilk maçına çıkıyor ve oynadığı bölgenin arkasındaki tribündeki pankartı görüyordu. Kimbilir nasıl bir mutuluktu bu onun için. En küçüğünden en büyüğüne kadar herkesi sahiplenmişti zaten taraftar ve büyük başarılar da ancak böyle gelebilirdi.
Bütün bunları anlatmamın sebebi dün gece ve Elano transferi aslında. Hani dedim ya demin belki saha da iyi futbol yoktu ama müthiş bir camia vardı diye dün gece ise maçın İsrail’de olmasına rağmen müthiş bir camia müthiş bir futbol ve müthiş bir transfer haberi vardı. Rakip ne kadar zayıf olursa olsun futbolcular yeni sisteme yavaş yavaş alışmaya başladıklarının sinyalini veriyor taraftar mesafe tanımaksızın İsrail’e gidip ev sahibi takımdan daha fazla takımını destekliyor Brezilya milli takımının yıllarca formasını giymiş dünyaca ünlü bir yıldız ise yeni takımına gelmek için hazırlanıyordu. Hani 2000 ruhu diyoruz ya işte o fazlasıyla geri geliyordu artık. Dün gece bunların hepsinden fazlasıyla örnekler vardı. Takım içi yardımlaşma Rijkaard’ın 90 dakika uyarılarda bulunması ve taraftarın müthiş desteği.
Artık inancım daha da güçleniyor susamışlığımız bitecek artık buna daha fazla inanıyorum. Biz zaten bu başarıları hakettik kazandık ve daha büyük başarılara ulaşmak istiyoruz artık. Her türlü hamlemiz de bu adıma uygun bize tek şey kalıyor artık Galatasarayımızı her zaman desteklemek. Her adımda onun yanında olmak.
SUSAMIŞLIĞIMIZ BİTİYOR ARTIK BAŞARI GELİYOR BİZ GELİYORUZZZ…